İnternetin Faziletine Dair Bir Karalama,
Sosyal medyada teşhircilik ve görünür olma , iltifat alma ve etmek müşterek bir trend. Nerede internet manyaklığına , Nerede müptelalığa dönüşüyor ve hangi sıklıkla özellikle akıllı telefonu yatak odasından wc ye hatta banyo mekanına ve dahi kırmızı ışıkta beklerken veya rolantide giderken araçta internetli telefon kullanmayan bende dahil kaç kişi var acaba?
Kendimizi müstağni görüp başkalarını müptelalığa maruz kalmış gibi de bakmayalım derim. Hem insanlar 3.milenyum çağında ikiye ayrılıyor online olanlar ve olmayanlar...
Zamanında dindar ve ahlakçı geçinen siyasal ve sosyal çevreler ve bir takım dergah ve tarikatlar sinemayı, videoları,televizyonu suçlarken ve televizyon için 1970 li yıllarda fitne vizyon, şeytan vizyon derken,, 90 lı ve 2000 li yıllarda müslümanların kendisi birde güya islamcı ve dindar tv kuran, radyo yayıncılığı yapanlar olmadı mı? Hatta televizyon anteni olan evdeki duaya, mevlüde, cenaze merasimine gitmem diye 12 eylül öncesi Konya da kasete alınarak satışı yapılan vaaz kasetleri hatırlıyorum.Ki bu şahsiyet etrafında çevrelenenler halen Konya da ve uyduda radyo yayını yapıyorlar, bu hocaefendi de halen sağ...
İnternet kullanımına ve akıllı telefonlara yaklaşım biçimi ve gösterilen tepkiler ile bugün gelinen realite manzarası da böyle bir karşı çıkış ve içine dalış vari bir görünümde...
Bir yönüyle de toplumcu cemaat ve mahalle baskısı altında birey olarak kendini hiç gösteremeyen ve baskılanan bireyin adeta bir tür varoluş felsefesi altında bireysel şahsiyeti patlatarak ve bir tür lanse etme olgusu var. Hiç kimseden iltifat almamış ve ben diye kendini ortaya koyamamış şahsiyet göreceli rahatlık ortamında endazesiz ve klavye kalemşörlüğü denilebilecek biçimde pervasız paylaşımlar ve yorumlar attırabiliyor. Gerçek hayatta konuşsa %10'unun söylemeyeceği laflar ve diyalog tarzını karşıya sallamaktan çekinmeyen tipler çıkıyor. Chat odalarından ICQ hesaplardan, sohbet odalarından, msn vb forumlarda arz-endam eden gerçek/sahte görünümlü profiller fink atarken şimdilerde daha reel ve gerçeği yansıtan profiller face, twit, line, tango, whatsap vs. uygulamalarda görülmeye başlandı.
Yok çekindi, yok yer analiziydi, mekan paylaşımıydı, yok müshil oldum wc'deyim deyip zırt pırt yer bildirimi yapan bir hoyratlık ve neredeyse hanımını, partnerini nasıl kucakladığını, öptüğüne varacak kertede mahrem ve özel alan paylaşımının yapıldığı bir pervasızlıkta yapabiliyoruz/yapıyorlar değil mi?
Olay birazda George ORWELL'in 1950 lerde yazdığı 1984 romanındaki hayatın elektronikleşeceği öngörüsü ve ekranlı gözetleme/bir diktatörlük altında herkesin izlendiğ toplum ütopyasının ne kadarda gerçek çıktığı noktasında da sarsıcı değil mi? Büyük Birader bizi gözetliyor bağlamında bizim tüm resmi kurumlarda ve özel sektörde rahmetli Toktamış ATEŞ'in de 12 eylül diktatör paşalarının yol açtığı sapıklık diyerek eleştirdiğini TV de izlemiş biri olarak, memleket sathındaki binlerce mekanda binlerce Atatürk panoları, resimleri, estetik ve sanat yoksunu heykelleri, köşeleri, hele şimdiler de pek bir moda olan makam odalarında boy boy vecizeli panolar asmak, bir tür laik türbeye çevrilmiş, aslında Türklerde/Müslümanlarda mevcut kabir ziyaretlerinden mülhem Çankaya ritüelleri, Ardahandaki dağın başında atamızın silüeti çıktı, kuran-ı Kerimdeki 'onun üzerinde 19 var' ayeti kerimesine sarılarak rahmetli Cenk Koray' ın kitap yazarak oluşturulmaya çalışılan zorlama mütedeyyin lider profili/mistizizmi filan da sanki böyle bir kutsama ve bağlılık arz ediyor gibi...
Kredi kartıyla nerede ne yediğiniz ve coğrafi konumunuz kadar, bir de siz konum belirtir durursanız sizi gözetlemeye, fişlemeye ihtiyaç kalmıyor ki siz zaten kendi kendinizi ihbar ediyor ve birde görgüsüz ve sonradan gurme ayaklarında şunu yedim bunu içtim, mekanlara aktım, bin atlı isosyal mecralarda çocuklar gibi şendik diye yazar çizerseniz, seviye ve denge kaybı nerelere varıyor bir düşünün bakalım...
Sosyal statü ve gelir farkının paylaşımlara yansıyan izdüşümü ve abartı ile gösterilen cilalı imaj biçimine ulaşamayan varsıl-yoksul paradoksu ise zaten başlı başına bir mülkiyet düşmanlığı ve kahrolsun "öteki profiller" karşıtlığına yol açması da başlı başına bir islami jargonla "kul hakkı" ikilemine de bizleri düşürebiliyor.
Ahmet Hamdi Tanpınar' a nazire yapmak haddim değil ama teşbihte hata olmazsa; 'ne içindeyim internetin ne de büsbütün dışında, ortasında yüzmekteyim' aforizması bu işi ve halimizi özetliyor gibi...Bir de klasik bıçak metaforu var dır ya ; katilin elinde can alır, doktorun elinde neşter olur can kurtarır gibi...
İnternet aslında hepten kötü ve iyi genellemelerinin ötesinde, CİA gözetlemesi, askeri amaçla kurulduğu noktasını unutmadan oldukça gri alanlar içeriyor ve devir digital kültür çağı ve bu anlamda internet demokrasisinden ve tarihin hiç bir dönemiyle kıyas kabul etmez kerte de enformasyon patlaması ve paylaşımı ve insanın bilgi açısından özgürleşmesini de kazanım olarak altı çizilmelidir.
Sanal profillerin gerçeği ne kadar yansıttığı kadar, insanların içindeki binbir suratın neşv-ü nem a bulması ve belki çoklu zeka teorisi bağlamında prizmatik şahsiyet inkişafina yol açtığı da benim bu konudaki şahsi ve de sosyo-psikolojik tahlilimdir vesselâm...